9 Ağustos 2009 Pazar

ÖLÜMSÜZ MİCHAEL JACKSON

 

michael-jackson-b1

  Ölümsüz Michael Jackson'dur benim için o.Hayalimizdeki sanatçı tasvirine uymasa da,yeryüzüne onun kadar iyi şarkı söyleyip dans eden biri gelmemiştir;korkarım bundan sonra da gelmeyecektir.

 

BEKLENEN SON

Öleceği malum olmuştu.Son zamanlarında onun fiziksel ve ruhsal çöküntüsüne dair manşetler vardı gazetelerde.Aşırı derecede ağrı kesici ve yatıştırıcılar kullandığı,burnunun düştüğü,çökmüş yüzünü kimseye göstermemek için bir maske taktığı,tek gözünün kör olduğu,kalbinin teklediği,tekerlekli sandalye kullanmaya başladığı,cilt kanserine yakalandığı...Bütün bunlara bir de borç batağı içinde yüzdüğü haberi eklendi.Neverland çiftliği elinden alınmıştı.Ancak dünya turnesine çıkıp 50 konser verirse vadesi gelmiş borçlarının ödenebileceği kendisine söylenmişti.O da dünya turnesine çıkmayı kabul etti.Böylece herkese formda olduğunu,eskisi gibi şarkı söyleyip dans edebildiğini gösterecek,hem de elde ettiği gelirlerle iflastan kurtulacaktı.Ancak hayatında yeni bir dönem açamadan hayata veda etti.Polise adını vermeden "50 yaşlarında bir adamın kalp krizi geçirdiği,nefes alamadığı" haberini vermişti mürebbiyesi.Michael Jackson ölmüştü,geride yarattığı neşeli,acıklı,romantik ve trajik efsanesi kalmıştı.
    Michael Jacksonu tanıdığımda henüz pop müziğe yeni merak salmış bir gençtim.Radyolarda Modern Talking'lerin,Falco'ların,Alphaville'lerin sürekli çaldığı;Duran Duran,A-ha ve Wham'in (George Michael ve Andrew Ridgeley'in grubu) egemenliğini ilan ettiği 1980'li yılların başında.Michael Jackson o sıralarda Thriller adlı albümü ile bir başka ölümlünün kolay kolay elde edemeyeceği bir başarıyı yakalamıştı.Hemen hemen bütün parçaları birer hite dönüşmüş olan bu albümü ilk dinlediğimde birçokları gibi ben de çarpılmıştım.Beat İt,Billie Jean ve Thriller,pop müzik alışkanlığım pek gelişmemiş olmasına rağmen,derinden sarsmıştı beni.Onun müziğinde insanı yaka paça tutup içine çeken,insanı vecd haline sokan birşey vardı.
O sıralar Michael Jackson'ın kardeşlerinin "Jacksons" grubundan haberim yoktu.Bu gruba 9 yaşlarında iken katılıp,kısa sürede eşsiz sesi ve yorumu ile ağabeylerini gölgede bıraktığını sonradan öğrenecektim.Michael jackson ikinci Solo albümü Thriller ile bütün rekorları alt üst eden görülmemiş bir başarıya imza attı.Zenci saul müziği motiflerini disco müziğine uyarlamış ve bu tarzını eşsiz besteleri ve unutulmaz dansları ile zenginleştirip yeni bir tarz,bir ekol yaratmıştı.
Daha sonra Michael Jackson,müziği kadar özel yaşantısı ile de adından söz ettirdi.Derisinin rengini ilaçlarla açtırdığını,oksijen çadırlarında yatarak 150 yaşına kadar yaşamayı planladığını,Peter Pan'dan esinlenerek Neverland adını verdiği dillere destan bir çiftlik yaptırdığı,burada özellikle çocuklar için lunaparklar,hayvanat bahçeleri,eylence yerleri yaptırarak ebedi çocukluk fantezilerini hayata geçirdiği söylendi.Sesi ve fiziğindeki transeksüel olabileceği izlenimleri yaratsa da,o,hiçbir zaman cinsel kimliği konusunda açık vermeyip,güzel kadınlarla sık sık görünerek "sapına kadar erkek" imajı yaratmaya çalıştı.
   

VE MOONWALKER

Michael Jackson öldükten sonra tek filmi olan Moonwalker'ı izledim.Ona bir film demek bile zordu,upuzun bir video klipti.Mtv tarzı video klip estetiği ile kotarılmıştı ve bugün kitsh dediğimiz şeyin bir numunesi gibi duruyordu.Bir film olarak değil bir Michael Jackson hayranı olarak insanın katlanabileceği türden birşey işte.Tümüyle Michael Jackson'ın naif kitsh dünyası egemen olmuştu.Başta Jackson'ın konserlerinden alınmış bir sahne.Kendinden geçen,bayılan,kendini parçalayan kızların görüntüleri.Sonra Michael'ın yine video klip estetiği ile anlatılan müzik geçmişi,başarılarla dolu öyküsü.Sonra yeni bir bölüme geçilir.Michael artık zirvededir ve herkes onun peşindedir.Kukla olarak tasarlanmış Hollywood ziyaretçileri,tombiş göbekli hayranlar,kızlar( ah hele o kızlar!) Sonra kendisi ile ne alıp verdiği anlaşılamayan polisler,kovboylar,şunlar bunlar..Hepsi peşindedir Michael'ın.O ise aslında onların bu ilgisinden hoşlanmakla birlikte,ellerine düşse her birinde bir parçası kalacağını tahmin ettiğinden,kaçmaya başlar.Arada özgürlük heykeli ile karşılaşır ve heykel ona "bir fırsatlar ve gariplikler ülkesinde" yaşadığını söyler.Bir tavşan kılığına girer,ama peşindekilerin onun kılık değiştirdiğini anlaması gecikmez.Peşindeki herkesi atlatıp kovboy filmlerinin fonunu oluşturan çöle gelip tavşan kılığını çıkarır.Ancak tavşan elbiseleri ve başlığı canlanıp onun dansını yapmaya başlar.Giydiği şeylere bile ruhu geçmiştir işte.Daha sonraki bir bölümde Michael'i 40'lı yılların Amerikasında görürüz.Çocukları uyuşturucuya alıştırmak için planlar yapan bir gangster çetesinin planlarına tanık olup onların oyunlarını bozar.(Ne için bozulacaksa)Bu defa çete peşindedir onun.otomatik silahlı  çete saldırısından kurtulup bir bara girer.Burada  "ay yürüyüşü"adlı müthiş danslarını yapıp şarkı söyler.Çetenin oyununu bozar,kadınların hayranlığını kazanır,kendisini öldürmeye çalışanlara dersini verir..
Daha anlatmadığım bir sürü saçmalıklarla dolu bu film,şarkılar ve danslar sayesinde rahatça izleniyor.Ama Michael'in daha sonraki hayatının bir fragmanı gibi göründü bana.Özellikle uyuşturucu çetesi ile hesaplaştığı filmin son bölümü.Çok sevdiği çocukları uyuşturucu çetesinin planlarından kurtarıyordu,ama şu kaderin işine bak,kendisi uzun süre bir çocuk tacizcisi olarak yargılanacak,bu davadan kurtulmak için davacılara çok büyük paralar ödeyecek,uyuşturucu değilse de ağrı kesicilerin ve sakinleştiriclerin bağımlısı olacaktı.Sonraki on yıl içerisinde Michael'in Amerikan rüyası bir Amerikan kabusuna dönüşmeye başladı.Ruh sağlığı,özellikle çocuk tacizi davalarından sonra giderek bozulmaya başladı.Ağrı kesici ve sakinleştiricilerle bütün vücudunu saran acılarını hafifletmeye çalıştı.Palyaçonun sahte gülüşünün yağmur sularında akıp gitmesi gibi,estetik cerrahiye kobaylık yapmış o yüzü,bir mumyanın yüzüne dönüşecekti.Sonra yüzünü maske ile tamamen saklamış olarak tekerlekli sandalyede gördük.Sonra felç olacağı söylenmeye başlandı.Nihayet birgün,herkesin beklediği şey oldu.
  
Michael Jackson,kendini popun ve Mtv kuşağının ikonu yapan tanımlamaya sonuna kadar bağlı kaldı.Kendini fırsatlar ülkesinin canlı ve somutlaşmış kanıtı olarak sundu.Bob Geldof'un Afrika açları için düzenlediği konserlere katılıp daha sonra açlar ve yoksullarla ilgili çok sayıda konser verip bağışta bulunsa da,o yaşadığı sistemin sahteliğini,iki yüzlülüğünü,Fırsatlar ülkesi yalanlarını ve ABD'nin saldırgan emperyalizmini görmeyi reddetti.Kendini bir Amerikan yalanına adayıp,bu yalanın gerçek görünmesi için kendi üzerindeki her değişikliğe razı oldu.Her ne kadar doğuştan gelen bir hastalık diyerek inkar etse de,siyahları 2. sınıf insan olarak gören ırkçılığa rengini değiştirerek kendini kurban etti.Görünüş ve davranışlarının inkar etmesine karşın,o ,kadınların kendine olan ilgisini asla karşılıksız bırakmayacak çapkın rolüne sığınıp,gerçek cinsel kimliğini inkar etti.O hep süslü püslü,cilalı bir yüzey görünümünü tercih etti ve ölümü ile bir kısmı açığa çıkanlar müstesna,gerçek yaşamını ve kimliğini hep karanlıkta bıraktı.
Ama yine de ölümsüz Michael Jackson'dur benim için o.Hayalimizdeki sanatçı tasvirine uymasa da,yeryüzüne onun kadar iyi şarkı söyleyip dans eden biri gelmemiştir;korkarım bundan sonra da gelmeyecektir.

Hiç yorum yok: