Kayıtlar

KADİRİZM ÜZERİNE!...

Resim
Kadirizm nedir?Bir yaşama biçimi midir?Bir felsefe midir?Hayata karşı bir duruş mudur?Kadirizmi tanımlamak öyle kolay değil,ama Kadri İnanır’ın çağrıştırdığı bir çok şeyle ilintili olduğu kesin ..Akla, fikirlerden çok bir imajı getiriyor Kadirizm..Galiba ünlü aktörün,sanat yaşamındaki belli bir filmden sonra başlamış olan bir şey bu,yanılmıyorsam.Altmışlı yılların ortalarında başlayan sinema kariyerinde kendi kuşağının en yetenekli oyuncularından biri olarak bir çok film çeviriyor,”Selvi Boylum Al Yazmalım” ile zirve yapıyor,ama gel gör ki, Türkan Şoray’la birlikte çevirdiği “Devlerin Aşkı”ndan sonra bir haller oluyor ona.Gilda’nın serbest bir uyarlaması olan bu filmde,köpek hırlaması,aslan kükremesi ve yılan tıslamasına benzer bir tavırla konuştuğu,insanı tedirgin edecek kadar vahşi göründüğü bir üslup geliştiriyor.Öyle ki,dost, düşman,erkek ,kadın herkesi tehdit etmeye başlıyor.Arkadaşının kızkardeşine sinirlenip “çalma o şarkıyı” diye bağırıyor,kadın dinlemeyince elinden gitarı çek...

İNSANLIĞI TEHDİT EDEN TRİBÜNDEKİ BOĞA

Resim
Boğayı hepimiz gördük...Matadordan yediği kılıç darbeleri yüzünden çok hiddetlenmişti.Tribündekilerin boğanın matadora daha hiddetli saldıracağını sandığı bir anda ,birdenbire tribünlere sıçramak için kullanacağı bir yükseltiye doğru koştu boğa.Şimşek gibi bir buçuk metre sıçrayıp tribündeki seyircilerin içine daldı.Bir anda can pazarına dönmüştü ortalık!Boğa,önüne kim çıkarsa çakıyordu 'Yaradana sığınıp!' Sonuç:40 yaralı. Hayatım boyunca boğa güreşi seyretmedim canlı olarak.Ama seyretmiş gibi oldum,bazen çok da zevkli olabiliyormuş...Gerçi ağır yaralanıp yoğun bakıma alınan iki kişiden biri 10 yaşında bir çocukmuş. Bu yaşta bir çocuğun başına gelenlere üzülmemek elde değil.Çocuk bile masum değil aslında o arenada.Ona bu ölüm oyununu seyrettirerek çoktan kirletmişler çünkü masumiyetini. Boğa için hedefini şaşırdı falan diyorlar ama asıl bu defa hedefini tutturdu.Türibündeki o rahat koltuklarında riske girmeksizin bir ölüm oyununu kendilerine zevk ve eğlence yapmanın o ürkünç ko...

HRANT DİNK'İN AYAKKABISINDAKİ DELİK

Resim
Hükümet,Hrant Dink'in, haksız yargılanması neticesinde almış olduğu cezaya karşı Dink'in ölmeden önce AİHM'ye açtığı davaya verdiği savunmasında,Hrant Dink'in "nefret" suçu işlemesi nedeniyle ceza aldığını savlayıp verilen cezanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olmadığı söylemiş.(Hani Hrant Dink bir yazısının bir yerinde Türk'ün zehirli kanı.. diye başlayan bir cümle varmış ya!)Güya (bir yazı ile değil,yazıdan çıkarıldığında her türlü yanlış anlamaya neden olabilecek tek bir cümle ile)"nefret" suçu işleyen Dink,nazileri savunan bir cezada Alman hükümetini haklı bulan AİHM kararına atıfta bulunarak, "nefret suçlarının düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği" bahsiyle verilen cezanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygun olduğunun teyit edilmesi istenmiş... Oysa ceza almasına neden olan bilirkişi raporunda,Dink'in önceki yazıları ve yazının bütünlüğü içerisinde değerlendirildiğinde,o cümlede herhangi bir suç...

HALİMİZE Mİ ŞÜKREDELİM?FOTOĞRAF ÇEKENE VERYANSIN MI EDELİM?

Resim
Çağımızda iletişim araçlarının bunca gelişmişliği,normal olarak dünya halklarını birbirine daha çok yaklaştırması,birbirinin acılarına karşı daha duyarlı kılması gerekirdi.Ama her nedense çoğu zaman tam tersi sonuçlara yol açtı. Mesela üçüncü sayfa haberleri vardır,insanların felaketleri,aile trajedileri,ya da insanın kanını donduracak şekilde sapıkça işlenen cinayetler...Bu tür haberleri ya önemsemiyor,ya görmezden geliyor,ya da bu tür vicdansızlıkları yapanlara karşı en ağır işkenceleri ya da idam yöntemlerini reva gördüğümüz öfkeli birkaç nutuk sallayıp sonra kendi işimize dönüyoruz. Bunların içinde en vahim olanı,olayları önemsememek galiba .Bunlara alışmak,bunları nüfusun kalabalıklığına kıyasla normal saymak.Oysa böyle tek tek olayları normal şeylermiş gibi kanıksamamız,daha büyük olaylar karşısında da duyarsızlaşmamıza neden oluyor.Mesela bir sel felaketi oluyor,kaç kişinin öldüğünü,kaç kişinin evsiz kaldığını öğrenip işimize geri dönüyoruz. Şaşırmamız için,hayrete ve dehşete dü...

ROBOCOP

Resim
Bir çete çatışmasında çete üyeleri tarafından kurşuna dizilerek acımasızca öldürülen polis memuru Alex Murphy'nin bedeni çelikten yapılmış bir robotla birleştirilir ve RoboCop adı verilir. Artık o yarı insan yarı robottur. Şehrin yeni ve güçlü koruyucusu RoboCop, en büyük suçlu Boddicker'le mücadele edecektir. Robocop filminin özeti kısaca bu.Ahlakın,değerlerin ve kültürün çöktüğü,devlet otoritesinin yok olduğu ve insanlığı mafyaöz çetelerin yönettiği bir distopyada,insanın doğası teknoloji ile sentezlenerek yaratılan “süper insan” sayesinde kapitalist uygarlık yoluna devam ediyor!Tıpkı insan aklı ile doğanın sentezlenmesi neticesinde elde edilen otomobillerle ,doğanın koyduğu sınırlara meydan okuyuşumuz gibi.. Şimdiki otomobiller ne rahat!...Klima,hidrolik direksiyon,otomatik vites,hava yastığı…Uzaklıkları anlamsız kıldığın,doğanın koyduğu sınırlara meydan okuduğun,zamanı hep hanene artı yazacak şekilde kısalttığın,modern yaşamın simgesi vazgeçilmez araç. Aslında bir yerden...

ŞU SIRALAR ÇOK YAKINIMA GELMİŞ OLAN SEFİL DÜNYAYA DAİR...

Resim
Şu sıralar dünya ile burun buruna gelmiş gibi hissediyorum kendimi...Şu sıralar dünya, nefesinin kötü kokusunu alacak kadar,delice bakışlarından tedirgin olacak kadar yakınımda. Hani o gazetelerin üçüncü sayfalarında yer alan haberler var ya.Onlara benzeyen bir tanesi gözlerimin hemen önünde cereyan ediyor.Arkadaşım dediğim kişiler arasında.Bu hikayeyi anlatmaya niyetim yok.Bu tanık olduğum hikayede,üçüncü sayfa haberlerinde olduğu gibi kanlar akmadı,ölüm gibi,yaralama gibi hadiseler vuku bulmadı.Bu olayı yaşayan insanlara dışarıdan baksak,normal dışı bir şeyler yaşanmakta olduğunu anlamak olanaksız.Ama bir trajedi var onların yaşantısında.insan gerçek bir trajedinin bu kadar yakınında olunca,ister istemez sıçrayan alev parçalarından nasibini alıyor. Bu olaylar bazen uykumu kaçırıyor.Olup biten bu şeyler... Bu kalleşlik,bu hıyanet,bu riyakarlık...Bir insanın hayatını alt üst edecek şeyler yaparken bu rahatlık, bana inanılmaz geliyor.Değersiz şeyler için çıkarılmış bu yangın,bu kundakçı...

SAAT TAM 12'Yİ VURDUĞUNDA HAYATIMIZI SOYUP SOĞANA ÇEVİREN O HIRSIZA KARŞI

Resim
Saat tam 12'yi geçiyor işte.Bir şey daha çalıp götürdü bir hırsız gibi hayat farkettiniz mi hepimizden.Ayak seslerini duyamadık,uzandığını sezemedik,fakat alıp götürdü bir şeyi,sızısı zangırdayıp duruyor boşlukta,işittiniz mi? Yaşımız ilerledikçe nasıl da kısalıyor günler,hangi mevsimde olursak olalım,nasıl da uzuyor geceler!..Her gün bu amansız hırsızlığa verdiklerimizin değeri artıyor,ne koyarsak koyalım ağır çekelim diye,yine de fire veriyoruz.Mazi olan mutlulukların,biten dostlukların,suyun üstüne yazılmış gibi dağılıp şekilsizleşmiş anıların yerini hiçbir şey alamıyor.Büyük yangınların acımasızca yıktığı bir şehirdeki gibi renkler matlaşıyor,sesler silikleşiyor,duygular sönüyor ve yüreğimiz, böğründen hançer yemiş gibi yığılıp yığılıp kalıyor... Bir gün daha çaldı en sinsi,en acımasız haliyle hayat.Acaba ne yitirdim diye sızlayan yüreğimi yoklayıp duruyorum.Biliyorum bir hayalet gibi fırlayıverecek önüme o verdiğim fireler..Fakat,böyle yaşanmaz ki,bu melankoli ile..Bunları iyi...