Kayıtlar

insan ve doğa etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Ahtapotun Yalnızlığı ve Kolektif Bilgelik: Yapay Zekâ Çağında İnsan Olmak

Resim
  Hayatta Kalma Eşiği İnsanlık, tarihinde ilk kez tanrılar, krallar veya ideolojiler tarafından çizilmeyen bir eşikte duruyor. Bu yeni eşiği, bizzat kendi üretim gücümüz, kendi hızımız ve kendi zekâmız belirliyor. Yüzyıllardır adına "ilerleme" dediğimiz yolun sonuna geldik; artık karşımızdaki, bir ilerleme değil, bir "hayatta kalma eşiği"dir. Bu eşik, bizi yalnızca ne yapabileceğimizle değil, kim olduğumuzla ve daha da önemlisi, birlikte nasıl var olacağımızla yüzleşmeye zorluyor. Bu varoluşsal gerilimin merkezinde, zekâsı ve uyum yeteneğiyle çağımıza ilham veren, ancak yalnızlığıyla da en büyük tehlikemizi fısıldayan bir canlı duruyor: ahtapot . Ahtapot Zekâsı: Uyumun ve Yalnızlığın Metaforu Çağımızın temel çelişkisini, yani bireysel olarak ulaştığımız olağanüstü yetenekler ile kolektif olarak içinde bulunduğumuz derin çıkmazı anlamak için ahtapot metaforu güçlü bir analitik araç sunar. Ahtapot, zekânın salt hesaplama gücü olmadığını, aynı zamanda çevreyle bütünle...

MAKİNELERİN EVRİMİNDE İNSANIN YERİ

Resim
Taş Baltanın İlk Kıvılcımı  İlk taş balta, insanoğlunun parmaklarından kopup toprağın üzerine düştüğünde, sert bir ses çıkardı. O ses yalnızca iki taşın çarpışması değildi; milyonlarca yıl sürecek bir hikâyenin ilk yankısıydı. O taş, aç karnın hıncıyla yapılmış olabilir, ama eline alan sadece karnını doyurmadı; kendini de biçimlendirdi. Çeliği henüz keşfetmemiş eller, zihni yeniden şekillendiren ilk darbeyi o gün vurdu. Stanley Kubrick , 2001: Bir Uzay Macerası’nda bu anı başka bir dile çevirdi. İlkel insanın havaya fırlattığı kemik, gökyüzünde ağır ağır dönerek bir uzay gemisine dönüştü. Bir aletin binlerce yıllık evrimini tek bir kesmeyle zamana çiviledi. Sahnede kemik, insanın elinden kurtulmuş gibiydi; kendi yoluna gidiyordu. Bu, insanın hikâyesi kadar, belki de aletin kendi hikâyesiydi. Belki biz, aletleri doğuran ellerin sahibi değiliz; belki onlar bizi, kendi evrimlerini hızlandırmak için kullandılar. Nasıl bir virüs hücreyi kopyalama fabrikasına çevirirse, belki de aletler,...

Kozmik Döngü: Işığın ve Nefesin Yolculuğu

Resim
  Kozmik Döngü: Işığın ve Nefesin Yolculuğu   İki Doğum Hikâyesi Evrenin bebekliği ile insanın bebekliği arasında görünmeyen bir bağ var. Biri 13,8 milyar yıl önce , diğeri ise annemizin rahminde başlıyor. Biri ışığın özgürlüğe kavuşması, diğeri nefesin başlamasıyla anlam kazanıyor. İkisi de bir “karanlıktan çıkış” hikâyesi.   Evrenin İlk Nefesi Büyük Patlama ’dan sonraki ilk 380 bin yıl, evren opak bir plazma deniziydi . Elektronlar ve protonlar serbest dolaşıyor, fotonlar sürekli saçılıyordu . Işık, adeta hapsolmuştu. Sonra evren soğudu. Elektronlar protonlarla birleşerek nötr hidrojen atomlarını oluşturdu . Artık fotonların önü açıktı; evren ilk kez görünür oldu. Bugün hâlâ bu anın yankısını, kozmik mikrodalga arka plan ışıması olarak gökyüzünde ölçebiliyoruz. Bu, evrenin bebeklik fotoğrafı👇 İnsanın İlk Işığı Anne karnındaki bebek, loş, sıcak, dalgaların taşıdığı bir dünyada yaşar. Sesler filtreden geçer, ışık yarı saydam bir perde ardında hafifçe süzülür. Besin, ne...

Ben'in Trajedisi

Resim
  Benlik, canlı varlığın kendini merkeze alarak kurduğu geçici bir denge noktasıdır. Bir hücrenin zarını tanıması, dışarısını içeriye ayırması ne kadar ilkel bir davranışsa; insan zihninin "ben kimim" sorusuna verdiği yanıt da o kadar ilkel, o kadar temel bir çabadır. Ben, bütünü görmeyen ama bütünün içinden konuşan bir parçadır. Bu nedenle varlığı, hem zorunlu hem sınırlıdır. Yaşam, kaotik bir akıştan düzen çıkarmaya çalışan sistemlerin toplamıdır. Bu sistemler zamanla bir karar merkezine, bir "özneye" ihtiyaç duyar. Çünkü karar almak, bilgi işlemek ve tepki vermek için sabit bir referans gerekir. İşte benlik, bu referans noktası olarak evrimleşir. Ancak evrimin bu hediyesi, beraberinde bir lanet de taşır: kendini merkeze koyan bilinç, bütünün tamamını göremez. Parçanın merkezde olduğunu sanmasıyla trajedi başlar. Her benlik, bedenin çoklu sistemlerinden doğar. Haz ve acı, bu sistemler arasında bir tür iletişim dili kurar. Açlık, susuzluk, cinsel istek, korku, başa...

29 Haziran 2011 Çarşamba

Resim
Bu havalar ne zaman ısınacak sahi?Şu anda gece yarısını geçti.Üşüdüğümü hissediyorum.Hava raporuna bakılırsa,Akçakoca'da yarın ve öbürgün çok bulutlu.Sağanak yağış olasılığı da yüksek.Hayli yağışlı geçen yaz mevsimini hatırlıyorum,ama böylesi hiç olmamıştı daha önce.Yaz mevsiminde nadir olarak yağiş olmasına alışığım Ankara'dan.Fakat geçen haftadan gördüğüm kadarıyla Ankara gibi kurak bir şehir bile hiç alışık olmadığı bir yaz mevsimi geçiriyor.Bulunduğum yer,Akçakoca,Karadeniz kıyısında olması nedeniyle yaz yağışlarının olağan olduğu bir yer.Ama gel gör ki,yaz mevsiminde soğuk ve yağışlı havalar bu denli inatçı değildi.Bir gün yağıyorsa ertesi gün mutlaka yerini temiz ve pırıl pırıl bir havaya bırakırdı.Şimdilerde soğuk inatlaşıyor.Bu olağandışı hava şartları,Akçakoca ekonomisinin belini büktü zaten.Fındık tarımı çöktü resmen.Ağaçlarda beklenilen fındık miktarının onda birinin bile olmadığını söylüyor üreticiler.Fındık olmayınca bütün bir Akçakoca ekonomisi tepe takla oluyo...

Gönlümüzün Şampiyonu Sercan Yenice & Pascal

Resim
Tabiatı çıkarlarımız uğruna ezip yok ettiğimiz,her şeyi kendi rahat ve konforumuz için araçlaştırdığımız bir dünyada ne güzel bir manzara bu!...O sokaklarda çoğalıp sayılarının artmasından nefret ettiğimiz,belediyenin buna bir çare bulması için içten içe yalvardığımız köpekler,ne müthiş,ne zeki,ne duyarlı yaratıklarmış meğerse!..Paskal bunu kanıtlamadı mı?Ezip yok ettiğimiz tabiat,orada idi işte.Paskalın kılığına girmiş,bizlere doğa ile nasıl ilişki kurabileceğimizi fısıldıyordu. Yetenek Sizsiniz yarışmasını sürekli izlemek gibi bir takıntım yok.Ama finali izlediğime değdi.Yarışmacıların müthiş performansı nedeniyle değil,Sercan Yenice ve sevgili dostu Pascal'ı tanıma fırsatı bulduğum için.Köpeği ile oluşturduğu o mükemmel uyum,Pascal'a karşı davranışlarındaki o müthiş insancıllık,köpeğin performansını ödüllendirirken davranışlarındaki o yapmacıksız sevgi o denli etkiledi ki beni,keşke mümkün olsaydı da,bu müthiş adama sarılabilseydim!...Hayvanları seviyorum,ama ne yazık ki fob...

Anadolu'nun İsyanı

Anadolunun İsyanı. Yükleyen ugurcu . - Son dakika haberler Film herhangi bir kar amacı güdülmeden, konuya duyarlı insanların gönülden destekleriyle tamamlanmıştır. Amacı Anadolu’da HES’lere karşı yürütülen mücadeleye destek olmak, halkın sesini duyurmaktır. HES mücadelesi içerisinde bulunan herkes, bu çekimlerin yapıldığı bölgelerdeki bütün canlılar, bu filmin dolaylı ya da dolaysız destekçisidir. Bu nedenle film, herhangi birinin isminin öne çıkartılamayacağı bir anonim çalışmadır. Filmin indirilmesi, çoğaltılması ve dağıtılmasında hiç bir sakınca yoktur. Festival ve toplu gösterimler için özel izin alınmasına gerek yoktur. Anadolu'nun tüm canlılarına armağan olsun.. Paylaşım için: anadolunehirleri.org/​tr.html vimeo.com/​vermeyoz/​film

SICAK VE SOĞUK,HER İKİSİ DE LAPA LAPA!...

A Short Journey from The Film Artist on Vimeo . İngiltere'de,lapa lapa kar yağdığı bir kış günü,İngiltere'nin sakin yerlerine yapılan bir araba gezintisinden teşekkül eden bu videoda,fon müziği olarak sıcak Mısır ülkesine ait bir şarkı kullanılmış.Tabiat bembeyaz kardan örtüsünü giyince,dünya ayrı bir güzellik kazanıyor..Küçüklüğümde hatırlıyorum da,sevmezdim lapa lapa kar günlerini..Kış oyunlarından da pek hoşlanmazdım.Nedeni,kansız bir çocuk olmamdı herhalde...Ellerim,ayaklarım çok üşürdü..Büyüdükçe kış manzarasının ne kadar eşsiz birşey olduğunu keşfettim.Sözün kısası,sıcak Mısır müziği ile soğuk İngiltere manzaraları mükemmel ikili oluşturmuşlar...İzlemeye değer!

Kavanozun içindeki turuncu balık

Resim
Üç yaşındaki oğlum dün bir ara bayağı mutsuz hisediyordu kendini.Nedeni ise,her geçen gün ne kadar tuhaf olduğunu keşfettiğimiz kapı komşumuz,aynı yaşta oğlunu Bizimkiyle oynasın diye bırakması,yarım saat sonra da oğlumun bağırış çağırışlarına aldırmadan alıp götürmesiydi...Bu kadın gerçekten tuhaftı.Çocuğunu oynasınlar diye mi göndermişti yoksa hapishaneye ziyarete mi göndermişti,anlamakta güçlük çekiyorduk.Hep aynı şeyi yapıp oyunlarını bozuyordu.Bu kadarına da yeter artık edim,bağırdım çağırdım.Eşime"bir daha göndermesin" dedim.Her seferinde aynı şeyi yapıp çocuğu mutsuz etmesine artık katlanmamasını öğütledim. Berk'in(oğlumun) mutsuzluğu geçsin diye çarşıya çıkardık onu.Yorgundu,uyuya kaldı.Akvaryum balıkçısına girdik.Yüzlerce küçük balıktan,bir iki muhabbet kuşu bir de papağandan oluşan küçük bir dükkan..Ama bir şey daha vardı,minik bir yavru köpek.On onbeş metrekarelik dükkanda köpeciğin zor şer sığdığı üstelik dışarısını da görecek penceresi olmayan bir kafeste tut...