Anıtkabir’de Kırılan Diplomatik Gelenek ve Pervasızlaşan Hegemonya

 



Tarih, çoğu zaman büyük ve gürültülü deklarasyonlarla değil, sessizce geçiştirilen detayların, görmezden gelinen simgelerin boşluğunda yazılır. ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye ziyareti kapsamında Anıtkabir programını iptal etmesi, siyasetin sığ sularında yüzenler için basit bir "zamanlama sorunu" veya "kişisel bir tercih" gibi görünebilir. Ancak uluslararası ilişkilerin ve hegemonik inşanın o derin, karanlık okyanusuna bakmayı bilenler için bu, sıradan bir program değişikliği değildir. Bu, Türkiye için keskin bir kırılma noktası ve küresel sistemdeki yeni pervasızlığın açık bir ilanıdır.

Geçmişe dönüp baktığımızda, tablonun ne kadar net olduğunu görürüz. Eisenhower’dan bu yana Türkiye’ye adım atan her ABD Başkanı; George H.W. Bush, Bill Clinton, George W. Bush ve Barack Obama, o mozoleye doğru yürümüş, o çelengi bırakmış ve Anıtkabir Özel Defteri'ne diplomasi tarihinin nezaket ve müttefiklik kodlarını kendi elleriyle yazmışlardır. Bu bir lütuf değil, yerleşik bir devlet geleneğiydi. Kendi gücüne tapınan, karşısındakinin kurucu iradesini saygıyla selamlamayı müttefikliğin asgari şartı sayan bir diplomatik aklın yansımasıydı.

Bugün, sırf iç siyasetteki fay hatlarına, kutuplaşmalara ve sığ çekişmelere kapılarak bu ziyaretin iptal edilmesine sevinenler var. Kendi ülkesinin kurucu değerine yapılan bu saygısızlığı, anlık siyasi hazlar için bir zafer sananların düştüğü en büyük yanılgı, ufuktaki devasa fırtınayı görememeleridir. Büyük resim, küçük sevinçlerin ardına saklanamayacak kadar ağırdır. Bir ABD Başkanı’nın ajandasında, on yıllar sonra ilk kez Anıtkabir’in yer almaması, sadece bir ismin programdan düşmesi değil; Türkiye'ye bölgesel düzlemde biçilmek istenen yeni rolün, yeni bir tahakküm dilinin başlangıç vuruşudur.

Bu noktada Tom Barrack gibi figürlerin söylemlerini ve Washington’ın yeni Ortadoğu vizyonunu yan yana koyduğumuzda taşlar yerine oturuyor. Asıl sorulması gereken soru, Trump’ın Anıtkabir’e neden gitmediği değil, o ziyareti o programdan hangi aklın, hangi kibrin çıkardığıdır. Karşımızda; eski dünyanın diplomatik inceliklerini, kurumsal saygıyı ve müttefiklik hukukunu bir kenara fırlatan; sadece kendi çıkarlarına ve planlarına odaklanmış "azgınlaşan bir emperyalizm" duruyor. Saygıyı bir zayıflık, diplomatik teamülleri ise bir ayakbağı olarak gören bu yeni emperyal akıl, karşısındaki ulusların tarihsel hafızasını hiçe sayarak bir dayatma rejimi kurmaya çalışıyor.



Ancak bu kibir anıtının, bu pervasız hegemonyanın göremediği çok derin bir sosyolojik gerçeklik var. Güç zehirlenmesi, çoğu zaman kendi sonunu getiren ironik sonuçlar doğurur. ABD’nin Türkiye üzerindeki bu kaba, nobran ve sembolleri ezip geçen manevrası; iç siyasette birbirine zıt görünen kutupları hiç beklenmedik bir zeminde birleştiriyor. İsrail’in bölgedeki vahşi politikalarına karşı haklı bir öfke duyan muhafazakar kesim ile, ülkenin kurucu değerlerine ve Cumhuriyet'in kazanımlarına sıkı sıkıya bağlı laik kesim, ilk kez bu denli net bir "anti-emperyalist" şemsiye altında, ortak bir Amerika karşıtlığında buluşuyor. Trump ve arkasındaki stratejik aklın göremediği şey tam olarak budur: Baskı ve saygısızlık, kendi karşısındaki direniş cephesini, o çok farklı renkleri tek bir potada eriterek var eder.

Bu diplomatik iptal, salt Donald Trump'ın kuralsız, öngörülemez, şov odaklı kişiliğiyle açıklanıp geçiştirilemez. Bu, ters dönen bir piramidin, kendi ağırlığı altında ezilmeye başlayan küresel bir sistemin sarsıntılarıdır. Tepeden inme kararlarla, kurucu değerlerin, sembollerin ve halkların ortak hafızasının üzerinden atlayarak yeni bir düzen kurabileceğini sananlar, tarihin o değişmez diyalektiğine çarpacaklardır. İnsanın kendi yalnızlığında ve toplumun kendi köklerinde bulduğu o sarsılmaz direnç, dışarıdan gelen her türlü hegemonik kibri sonunda paramparça edecektir. Anıtkabir’de kırılan o gelenek, aslında Amerika'nın bu topraklardaki inandırıcılığının ve müttefiklik maskesinin kesin olarak düşüşünden başka bir şey değildir.

​#DışPolitika

​#Diplomasi

​#Emperyalizm

​#Jeopolitik

​#Hegemonya


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ahtapotun Yalnızlığı ve Kolektif Bilgelik: Yapay Zekâ Çağında İnsan Olmak

🪲 Bok Böceği: Microcosmos’un Sisifos’u

Canavarlar, Kapılar ve Kapitalizmin Bilinçdışı: Bir Şirket Ontolojisi