Pasolini’nin Cesedi ve Özgürlüğün Karanlık Aynası
Perdenin Parlak Işığı: Bedenin Bayramı O akşam, bir film festivalinin o kendine has, steril atmosferindeydik. Sinema salonunun loşluğu, perdeden yansıyan o grenli ama hayati enerjiyle dolu ışıkla yıkanıyordu. Pier Paolo Pasolini ’nin “ Canterbury Öyküleri ” (I racconti di Canterbury) dönüyordu. Pasolini, ortaçağ İngiltere’sinin o kaba, saba ama bir o kadar da yaşama sevinciyle dolu hikayelerini, bedenin ve cinselliğin bir tür şölenine dönüştürmüştü. Benim için o an izlediğim şey, sadece bir film değil, bir tür "beden ütopyası"ydı. Pasolini, " Hayat Üçlemesi " (Dekameron, Canterbury Öyküleri ve Binbir Gece Masalları) boyunca bedeni; modernitenin, sanayileşmiş toplumun ve o boğucu ahlakçılığın elinden alıp, ona kadim bir özgürlük iade ediyordu. Perdedeki figürler, arzularını sanki dünyanın ilk günüymüş gibi, hiçbir sınıfsal suçluluk ya da ahlaki yük taşıyormuşçasına yaşıyorlardı. Pasolini’nin kamerasında et kutsaldı; sistemin henüz köleleştiremediği, metalaştıramad...