Kayıtlar

Zaman etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kapı Eşiğinde Zaman: Bir Dostu Yeniden Bulmanın Felsefesi

Resim
  Uzun zamandır uğranmamış bir dostun kapısına doğru yürümek, alelade bir sokak geçişi değildir. O sokak, fiziki bir mekândan ziyade zihnin kendi dehlizlerine açılan gizli bir patikadır. Yürürsünüz; adımlarınız asfaltın üzerinde çınlarken, içinizden eski kahkahaların yankısı, unutulmuş susuşlar ve araya giren yılların o sessiz suçluluk duygusu geçer. Ve tam da zamanın kanunu uyarınca: O patikada yalnızsınızdır. Yıllar boyu biriktirdiğiniz kendi geçmişinizden başka hiçbir tanığı, hiçbir rehberi yanınızda o kapıya taşıyamazsınız. Derken eliniz uzanır, pirinç zile basarsınız. O kapının açıldığı o tek saniyelik duraksama, felsefenin devasa çarklarının gıcırdadığı andır. Geçmişin donmuş gölgesinde bıraktığınız "eski sizler" ile aradan geçen yılların yonttuğu "bugünkü sizler", o daracık kapı eşiğinde göğüs göğüse çarpışır . Yüzlerde beliren ilk çizgi, saçtaki ilk ak, bakışlardaki o anlık tereddüt... Zamanın iki devasa kütlesi, o mikro salisede birbirine çarparak ...

Zamanın Şantiyesi ve Ruhu

Resim
  Zamanı, saatin kadranına tıkılan pirinç dişlilerden ibaret sanırız. Oysa takvimler, zamanın cesedini ölçer ancak. Dün, toprağa verilip üzeri örtülmüş bir ölü değildir; yarın ise sisler arkasından üzerimize doğru yürüyen çehresiz bir hayalet... Gelecek, kendiliğinden kapımızı çalan edilgen bir vaktin adı değil; bugünün tozlu, gürültülü şantiyesinde avuçlarımızla yükselttiğimiz mimarî bir inşadır . Ve hiçbir gökdelen, harcı aralıksız karılan canlı bir temel olmaksızın uzayamaz göğe. Bugün dediğimiz o daracık eşik; geçmişin tortusuyla geleceğin çekim gücünün öylece el sıkıştığı pürüzsüz bir düzlük değildir. Bugün, her mikro salisede bu iki devasa nehrin göğüs göğüse geldiği, kayaların ufalandığı, köpüren bir çarpışma yatağıdır . [ GEÇMİŞ ] ───(Süre / Kartopu)───► │ 💥 [ BUGÜN ] ───► [ GELECEK ] (Çarpışma / İnşa) (Mimari Tasarı) ...

Zamanın Labirentinde Kaybolmak: Paylaşılamayan Anlar, Geriye Doğru Büyüyen Yaslar

Resim
I. Güller Solarken ve Hafızanın Tetiklediği Zaman " Hafızanın bahçesi çoraklaşmaya başlayınca, insan elde kalan son güllerin üzerine titrer. Kuruyup gitmesinler diye, sabahtan akşama kadar onları sulayıp okşuyorum: ‘Hatırlıyorum, hatırlıyorum ki unutmayayım!’" der Orhan Pamuk, Kara Kitap ’ta. Bu cümle, belleğin yalnızca geçmişi taşıyan bir depo olmadığını, aynı zamanda zamanın geçiciliğini fark ettikçe giderek daha fazla anlam yüklediğimiz kırılgan bir alan olduğunu gösterir. İnsan, yaşlandıkça ya da yaşamın sabitlenmiş anları içinde sıkıştıkça, artık akmayan zamanın içinden geriye dönüp kalanlara sarılma ihtiyacı duyar. Ancak ne kadar tutmaya çalışırsak çalışalım, o anlar elimizden kayar; ve belleğin tesellisi, çoğu zaman zamanın geçiciliğine atılmış çaresiz bir düğüm gibidir. Geçmişin üzerine titremek, aslında onun geri gelmeyeceğini bilerek yaşanan bir yas sürecidir. Üstelik bu yas, yalnızca sevdiklerimizin kaybıyla değil, aynı zamanda bizi biz yapan düşünce kalıplarını...