Kayıtlar

tarih etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Sümela Manastırı: Tanrı’ya Yakın, Dünyaya Uzak

Resim
  Sümela Manastırı’na aşağıdan bakınca insanın aklına ilk gelen soru mimariyle ilgili değildir aslında: İnsan neden gidip de buraya yerleşir? Altındere Vadisi’nin yüzlerce metre yukarısındaki sarp kayalığa tutunmuş bu yapı, bugünün insanına neredeyse hayatı bilerek zorlaştırmak için seçilmiş bir yer gibi görünür. Oysa belki de onu anlamanın yolu soruyu tersine çevirmektir: Ya insanlar hayatı zorlaştırmak için değil, zaten yeterince zor olan hayattan uzaklaşmak için buraya çıktılarsa? Rivayetle Tarihin Karıştığı Sis Sümela’nın kuruluşu rivayetlerle tarihin birbirine karıştığı bir sisin içinde başlar. Gelenek, 4. yüzyılda Atina’dan gelen Barnabas ve Sophronios adlı iki keşişin Meryem Ana’ya ait olduğuna inanılan bir ikonanın izini sürerek buradaki mağaraya ulaştıklarını anlatır. İkonanın Aziz Luka tarafından yapıldığına, mucizevi biçimde bu dağa geldiğine inanılmıştır. Tarihçinin elindeki daha sağlam izler ise bizi çok daha sonraya, özellikle Trabzon Komnenosları dönemine götürür...

Fareli Köyün Kavalcısı'nın Sakladığı Kan Donduran Gerçek

Resim
  Masalların Karanlık Yüzü: Fareli Köyün Kavalcısı'nın Sakladığı Kan Donduran Gerçek Çocukluğumuzda hepimize anlatılan o meşhur masalı hatırlarsınız: Kasabayı istila eden fareleri sihirli kavalıyla nehre döküp boğan, ancak kasaba halkı vaat ettiği altını vermeyince bu kez aynı melodiyi çalarak kasabanın tüm çocuklarını peşine takıp dağa götüren o rengarenk giysili gizemli adam. Fareli Köyün Kavalcısı, yıllarca bana sözünde durmanın önemini anlatan, biraz ürkütücü ama sonuçta "sadece bir masal" olan bir metindi. Ta ki bu hikayenin Almanya'nın Hamelin kasabasında yaşanan ve tarihi kayıtlara geçmiş gerçek bir trajediye dayandığını öğrenene kadar. Bu gerçeği fark ettiğimde içimi kaplayan o rahatsız edici his, beni derin bir okuma ve araştırma sürecine itti. Masalın o masum perdesini araladıkça, altından tarihsel, ekonomik ve sosyolojik boyutuyla kan donduran bir insanlık dramı çıktı. Ve açıkçası, masalı yeniden okuduğumda bana gizlice fısıldadığı şey, zihnimde dehşet veri...

Küresel Hegemonyanın Değişen Geometrisi

Resim
  Tarihin Fabrika Ayarları / Doğu’nun Mutlak Ekonomik Hegemonyası. İnsanlık tarihinin son 200 yılını bir kenara bırakırsak, dünyanın ekonomik ağırlık merkezinin her zaman "Doğu" olduğunu görürüz. Bugün "Batı’nın yükselişi" olarak adlandırdığımız süreç, aslında binlerce yıllık bir Doğu üstünlüğünün üzerine inşa edilmiş kısa bir parantezdir. İlk Çağ’dan Orta Çağ’ın sonuna kadar küresel ekonominin "fabrika ayarları", Çin ve Hindistan’ın üretim gücü ile İslam dünyasının ticari köprü vazifesi üzerine kuruluydu. Dünyanın Atölyesi: Çin ve Hindistan Rönesans öncesi dönemde, gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) dağılımı bugün bildiğimizden çok farklıydı. Angus Maddison’ın tarihsel istatistiklerine göre, MS 1000 yılında Hindistan ve Çin, dünya ekonomisinin %50’sinden fazlasını tek başına temsil ediyordu. Bu üstünlük sadece nüfus kalabalığından değil, teknolojik bir liderlikten kaynaklanıyordu. Çin, Song Hanedanlığı döneminde (960-1279) demir-çelik üretiminde, matbaa...

Mona Lisa: 500 Yılın Kırılmaz Aynası

Resim
   Bir Tablo Doğuyor, Bir Efsane Başlıyor 1503 ya da 1504. Floransa, Arno’nun kıyısında, dar bir sokakta, Leonardo da Vinci’nin atölyesi. 51 yaşındaki usta, ipek tüccarı Francesco del Giocondo’nun genç karısı Lisa Gherardini’nin portresine başlamış. Sipariş sıradan: varlıklı bir Floransalı, yeni evinin salonuna asılacak bir hatıra. Leonardo’nun elinde başka bitmemiş işler de var: Anghiari Savaşı, Leda, Bakire ve Çocuk ile Aziz Anna… Ama bu küçük kavak panel (77 × 53 cm) bir türlü bitmek bilmiyor. Ressam onu yanında taşıyor, Fransa’ya götürüyor, 1519’da Amboise’da öldüğünde bile yatağının başucunda. Vasiyetinde öğrencisi Salai’ye bırakıyor, sonra tablo Fransa Kralı I. François’nın koleksiyonuna giriyor. Adı yok aslında: “Monna Lisa” (Floransa lehçesinde “Madam Lisa”) ya da “La Gioconda” (kocanın soyadı). “Mona Lisa” ise çok sonra, 19. yüzyılda, Fransızların dilinde yerleşiyor. Leonardo neden bırakamadı bu tabloyu? Çünkü o, ilk kez bir portreye “ruhsal bir derinlik” yerleştirmey...

Kozmik Yarık: İkilikler üzerine felsefi bir deneme

Resim
  BÖLÜM 1 — Kozmik Yarık: Birlik ile Çokluk Arasında Evrenin Ontolojik Açılması Evreni açıklamaya çalışan insan zihni, tarih boyunca birbirine rakip iki sezgi arasında gidip gelmiştir. Bir tarafta sonsuz çeşitliliği, dalgaları, dönüşümü, oluşu ve akışı temsil eden çokluk; diğer tarafta ise tüm bu çeşitliliğin ardında yatan tekil bir düzeni, bir ilkeyi, bir kökü, bir kaynağı arayan birlik düşüncesi. Bu gerilim, yalnızca metafizik bir tartışma değil; evrenin yapısını anlama çabasının ilk adımıdır. Michio Kaku ’nun modern fiziğin bulgularından yola çıkarak söylediği, “Dünya ile bizler birer hayal ürünüyüz. Bizler aslında yokuz. Evren gerçek değil,” cümlesi bu kadim tartışmanın günümüzdeki yankısıdır. Kaku’nun amacı dünyayı yok saymak değil; daha çok, fiziksel gerçekliğin temellerinin bizim sezgisel dünyamızla çakışmadığını vurgulamaktır. Yani “gerçeklik” dediğimiz şey göründüğü kadar katı ve değişmez olmayabilir; bu, ontolojiyi yerinden oynatan bir iddiadır. Kaku’nun dayandığı fizi...