Kayıtlar

felsefe etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Mona Lisa: 500 Yılın Kırılmaz Aynası

Resim
   Bir Tablo Doğuyor, Bir Efsane Başlıyor 1503 ya da 1504. Floransa, Arno’nun kıyısında, dar bir sokakta, Leonardo da Vinci’nin atölyesi. 51 yaşındaki usta, ipek tüccarı Francesco del Giocondo’nun genç karısı Lisa Gherardini’nin portresine başlamış. Sipariş sıradan: varlıklı bir Floransalı, yeni evinin salonuna asılacak bir hatıra. Leonardo’nun elinde başka bitmemiş işler de var: Anghiari Savaşı, Leda, Bakire ve Çocuk ile Aziz Anna… Ama bu küçük kavak panel (77 × 53 cm) bir türlü bitmek bilmiyor. Ressam onu yanında taşıyor, Fransa’ya götürüyor, 1519’da Amboise’da öldüğünde bile yatağının başucunda. Vasiyetinde öğrencisi Salai’ye bırakıyor, sonra tablo Fransa Kralı I. François’nın koleksiyonuna giriyor. Adı yok aslında: “Monna Lisa” (Floransa lehçesinde “Madam Lisa”) ya da “La Gioconda” (kocanın soyadı). “Mona Lisa” ise çok sonra, 19. yüzyılda, Fransızların dilinde yerleşiyor. Leonardo neden bırakamadı bu tabloyu? Çünkü o, ilk kez bir portreye “ruhsal bir derinlik” yerleştirmey...

Kozmik Yarık: İkilikler üzerine felsefi bir deneme

Resim
  BÖLÜM 1 — Kozmik Yarık: Birlik ile Çokluk Arasında Evrenin Ontolojik Açılması Evreni açıklamaya çalışan insan zihni, tarih boyunca birbirine rakip iki sezgi arasında gidip gelmiştir. Bir tarafta sonsuz çeşitliliği, dalgaları, dönüşümü, oluşu ve akışı temsil eden çokluk; diğer tarafta ise tüm bu çeşitliliğin ardında yatan tekil bir düzeni, bir ilkeyi, bir kökü, bir kaynağı arayan birlik düşüncesi. Bu gerilim, yalnızca metafizik bir tartışma değil; evrenin yapısını anlama çabasının ilk adımıdır. Michio Kaku ’nun modern fiziğin bulgularından yola çıkarak söylediği, “Dünya ile bizler birer hayal ürünüyüz. Bizler aslında yokuz. Evren gerçek değil,” cümlesi bu kadim tartışmanın günümüzdeki yankısıdır. Kaku’nun amacı dünyayı yok saymak değil; daha çok, fiziksel gerçekliğin temellerinin bizim sezgisel dünyamızla çakışmadığını vurgulamaktır. Yani “gerçeklik” dediğimiz şey göründüğü kadar katı ve değişmez olmayabilir; bu, ontolojiyi yerinden oynatan bir iddiadır. Kaku’nun dayandığı fizi...

Kozmik Küstahlık

Resim
  1.  Acı çektiğimiz anlarda yüzümüze yerleşen bir gülümseme, genellikle bir metanet veya içsel güç göstergesi olarak yorumlanır. Zorluklar karşısında yıkılmadığımızı, irademizin acıdan daha büyük olduğunu kanıtlama çabasıdır. Ancak bu yaygın kanının ötesinde, çok daha derin ve rahatsız edici bir fikir yatar: teselli amacı gütmeyen, acının tam kalbinden doğan ve neredeyse küstahça bir gülümseme. Bu yüzden şimdi, acının en karanlık merkezinde parlayan o küstah gülümsemenin sırrına, evrenle paylaşılan o kozmik şakaya bakacağız. 2.  Acıyla başa çıkmanın en çarpıcı yollarından biri, kaderi pasifçe kabullenmek yerine, yaşanan trajediyi bilinçli bir tercihmiş gibi sunmaktır. Bu, "düşüşü kendi oyunuymuş gibi sahiplenme" eylemidir. Bu tavır, Nietzsche ’nin “ trajediyi sahneye koyma ” fikrine yakın dursa da ondan daha sinsi bir gülümseme içerir. Tanrı’nın bile gülümseyemediği bir noktada bizim sinsice gülümsememiz vardır. Kişinin, başına gelen felaketin müsebbibi kendisiymiş gibi...

Tabakhaneye Bok Yetiştirmekten Hiçliğe Tapınmaya: Hayat Üzerine Karanlık Bir Sorgulama

Resim
Hayatın Hızına ve Anlamına Dair Bir Sorgulama Hayatın bazen dayanılmaz bir hızla aktığı, bitmek bilmeyen bir mücadele gibi hissettirdiği anlar hepimiz için tanıdıktır. Kesilen sular, kötü giden mevsimler, kişisel trajediler ve beklenmedik zorluklar arasında savrulurken, varoluşun kendisi ağır bir yük gibi omuzlarımıza çökebilir. Bazen kalbe saplanmış ümitsiz bir hançerle ya da eşi benzeri görülmemiş bir yalnızlıkla boğuşurken, zihin en karanlık ve en aydınlatıcı patikalara sapar. Bu deneme, böylesi bir kişisel muhasebeden süzülüp gelen, hayatı, ilerlemeyi ve nihai amacı sorgulayan birkaç kışkırtıcı fikri mercek altına alıyor.  Hayat, Tabakhaneye Yetiştirilen Bir Aceleden mi İbaret? Modern hayatın amansız temposu, çoğu zaman bizleri nereye gittiğimizi sorgulamadan koşturmaya zorlar. Bu durumu ifade etmek için kullanılan çarpıcı bir halk deyişi vardır: "Tabakhaneye bok yetiştirmek." Bu benzetme, sonu belirsiz veya anlamsız bir hedefe yönelik telaşlı, hummalı ve sonuçsuz bir çab...