Kayıtlar

edebiyat etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Pasolini’nin Cesedi ve Özgürlüğün Karanlık Aynası

Resim
  Perdenin Parlak Işığı: Bedenin Bayramı O akşam, bir film festivalinin o kendine has, steril atmosferindeydik. Sinema salonunun loşluğu, perdeden yansıyan o grenli ama hayati enerjiyle dolu ışıkla yıkanıyordu. Pier Paolo Pasolini ’nin “ Canterbury Öyküleri ” (I racconti di Canterbury) dönüyordu. Pasolini, ortaçağ İngiltere’sinin o kaba, saba ama bir o kadar da yaşama sevinciyle dolu hikayelerini, bedenin ve cinselliğin bir tür şölenine dönüştürmüştü. Benim için o an izlediğim şey, sadece bir film değil, bir tür "beden ütopyası"ydı. Pasolini, " Hayat Üçlemesi " (Dekameron, Canterbury Öyküleri ve Binbir Gece Masalları) boyunca bedeni; modernitenin, sanayileşmiş toplumun ve o boğucu ahlakçılığın elinden alıp, ona kadim bir özgürlük iade ediyordu. Perdedeki figürler, arzularını sanki dünyanın ilk günüymüş gibi, hiçbir sınıfsal suçluluk ya da ahlaki yük taşıyormuşçasına yaşıyorlardı. Pasolini’nin kamerasında et kutsaldı; sistemin henüz köleleştiremediği, metalaştıramad...

Kahrolası Pazartesi

Resim
  Apartman kapısından çıktım. Sokak hâlâ uykuda, ben de yarı uyanığım. İki adım gitmeden beynim alarm çaldı: “İlaç!” Günlük almam gereken ilaçları unutmuştum!  Geri döndüm, kapıyı açtım, ilaçları kutuya koydum, tekrar çıktım. Tam “Bu sefer tamam” derken… Hah! Anahtar kapıda kalmış. Otomatik kapı aparatı anahtara bağlı, o nedenle apartman dış kapısından içeri giremem. Mızmız oğlumu telefonla defalarca aradım, nihayet açtı. "Oğlum… Anahtarı kapıda unutmuşum. Getirir misin?"  Anahtar geldi, durağa yürüdüm. Sabah rüzgârı yüzüme hafifçe vuruyor, bana sadece şunu fısıldıyordu: “Bugün daha yeni başlıyoruz…” ........  Ofise girdim. Kahve kokusu, klavye tıkırtıları… Arkadaşlarım canlı, şakalaşıyor, birbirlerine enerji yayıyorlar. Onlar işlerini sevmeseler de uyum sağlamışlar. Ben ne sevmişim ne benimsemişim bu işi. Negatif enerji yaymamak için kendi içime çekildim. Ama içerisi de huzurlu değil. Kendi kendime “Hadi canlan!” baskısı yapıyorum. Biraz toparlanıyorum ama sinirler...

MAKİNELERİN EVRİMİNDE İNSANIN YERİ

Resim
Taş Baltanın İlk Kıvılcımı  İlk taş balta, insanoğlunun parmaklarından kopup toprağın üzerine düştüğünde, sert bir ses çıkardı. O ses yalnızca iki taşın çarpışması değildi; milyonlarca yıl sürecek bir hikâyenin ilk yankısıydı. O taş, aç karnın hıncıyla yapılmış olabilir, ama eline alan sadece karnını doyurmadı; kendini de biçimlendirdi. Çeliği henüz keşfetmemiş eller, zihni yeniden şekillendiren ilk darbeyi o gün vurdu. Stanley Kubrick , 2001: Bir Uzay Macerası’nda bu anı başka bir dile çevirdi. İlkel insanın havaya fırlattığı kemik, gökyüzünde ağır ağır dönerek bir uzay gemisine dönüştü. Bir aletin binlerce yıllık evrimini tek bir kesmeyle zamana çiviledi. Sahnede kemik, insanın elinden kurtulmuş gibiydi; kendi yoluna gidiyordu. Bu, insanın hikâyesi kadar, belki de aletin kendi hikâyesiydi. Belki biz, aletleri doğuran ellerin sahibi değiliz; belki onlar bizi, kendi evrimlerini hızlandırmak için kullandılar. Nasıl bir virüs hücreyi kopyalama fabrikasına çevirirse, belki de aletler,...

Parayla Ölçülemeyen Değerler Çağında Üretmek

Resim
  Her çağ kendi ölçüsünü dayatır. Kimi zaman bu ölçü Tanrı olur, kimi zaman akıl, kimi zaman millet, kimi zaman da para.Bizim çağımızın hükümranı çoktan seçildi: Parasal değer. Ve artık o, sadece alım gücümüzü değil, duygularımızı, düşüncelerimizi, hatta var oluş biçimimizi bile tartıyor. Bir şiirin kaç beğeni aldığına göre güzel bulunması,bir şarkının TikTok’ta kullanılma oranına göre "başarılı" sayılması,bir fikrin fon bulup bulamamasına göre "değerli" ilan edilmesi.  İşte biz bu çağdayız. Oysa bazı şeyler vardır ki, parayla ölçülemez. Daha doğrusu ölçülebilir ama küçültülür. Çünkü bazı değerler, ancak sessizlikte, yalnızlıkta, bekleyişte açığa çıkar. Bir annenin gözyaşıyla yoğurduğu bir ağıt, Sığınacak bir çatı ararken kurulan bir cümle, Düşünceyle sızdırılmış bir şiir... Bunlar satışa sunulamaz çünkü piyasaya değil, ruha seslenir. Kapitalizm Üretimi Neden Yadırgar ? Kapitalizm insanı sürekli alıcı olmaya programlar. Tüketici profilleri çıkarır, hedef pazarlar be...