Kayıtlar

Anıtkabir’de Kırılan Diplomatik Gelenek ve Pervasızlaşan Hegemonya

Resim
  Tarih, çoğu zaman büyük ve gürültülü deklarasyonlarla değil, sessizce geçiştirilen detayların, görmezden gelinen simgelerin boşluğunda yazılır. ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye ziyareti kapsamında Anıtkabir programını iptal etmesi, siyasetin sığ sularında yüzenler için basit bir "zamanlama sorunu" veya "kişisel bir tercih" gibi görünebilir. Ancak uluslararası ilişkilerin ve hegemonik inşanın o derin, karanlık okyanusuna bakmayı bilenler için bu, sıradan bir program değişikliği değildir. Bu, Türkiye için keskin bir kırılma noktası ve küresel sistemdeki yeni pervasızlığın açık bir ilanıdır. Geçmişe dönüp baktığımızda, tablonun ne kadar net olduğunu görürüz. Eisenhower’dan bu yana Türkiye’ye adım atan her ABD Başkanı; George H.W. Bush, Bill Clinton, George W. Bush ve Barack Obama, o mozoleye doğru yürümüş, o çelengi bırakmış ve Anıtkabir Özel Defteri'ne diplomasi tarihinin nezaket ve müttefiklik kodlarını kendi elleriyle yazmışlardır. Bu bir lütuf değil, yerle...

Masumiyetin Küresel Pazarı: Kriz Dönemleri, Organize Suçlar ve Çocuk Sömürüsünün Anatomisi

Resim
  İnsanlık tarihi, trajedilerin ve bu trajedilerden doğan karanlık anlatıların tarihi olarak da okunabilir. Toplumlar, kitlesel olarak yaşadıkları büyük yıkımları, savaşları, salgınları veya doğal afetleri çoğu zaman kolektif hafızalarında işlemek için mitlere ve masallara başvururlar. Ancak bu masalların satır araları incelendiğinde, genellikle insanlığın en karanlık gerçeğiyle karşılaşırız: Masumların, özellikle de çocukların korunmasızlığı ve sömürülmesi. Bugün küreselleşen dünyada, kriz anlarında ortaya çıkan çocuk ticareti ve organize suç ağları, geçmişin bu karanlık masallarının günümüzdeki somut ve dehşet verici karşılıklarıdır. Efsanelerin Karanlık Kökleri: Korunmasız Çocuklar Klasik halk anlatılarının pek çoğu, aslında dönemlerinin sosyo-ekonomik buhranlarını ve çocukların uğradığı trajedileri gizler. Örneğin, Orta Çağ Avrupası’nda geçen pek çok hikaye, kıtlık zamanlarında aileleri tarafından ormana terk edilen, köle olarak satılan ya da organize yapılar tarafından kaçırıl...

Yalnızlığın Ekonomi Politiği

Resim
  Kader Değil, Tarihsel Bir İnşa Yalnızlık çoğu zaman insanın içine doğduğu, kaçınılmaz ve değişmez bir yazgı gibi düşünülür. Doğarız, büyürüz, kalabalıklara karışırız, severiz, kaybederiz ve en sonunda kendi içimizin sessiz, loş odasında yapayalnız kalırız. Bu anlatıda elbette ki ontolojik bir hakikat payı vardır; insanın kendine ait, başkasına bütünüyle devredilemeyen, paylaşılamaz bir iç alanı daima bulunur. Fakat yalnızlığı yalnızca bu varoluşsal ve melankolik çerçeveye hapsetmek, onun toplumsal, ekonomik ve sınıfsal olarak nasıl üretildiğini görmemizi engeller. Çünkü herkes aynı biçimde, aynı şartlar altında yalnız değildir. Yalnızlık, sınıflar arasında eşit dağılmış homojen bir kader değil; üretim ilişkileri, mülkiyet düzeni, emek rejimi ve toplumsal dayanışma biçimleri tarafından anbean şekillendirilen tarihsel bir deneyimdir. İdeolojik Bir Perde Olarak "Evrensel Yalnızlık" Yalnızlığın evrensel ve mutlak bir insanlık hali gibi sunulması, çoğu zaman mevcut sistemin kusu...

Kızgın Sac Üzerinde Ritim Tutmak: Hakikatin Gerçeküstü Çilesi

Resim
Arada bir ailemle  geçtiğimiz  bir hiper market koridoru, bugün   hayatımın orta yerine açılmış bir uçuruma dönüştü.  Elimde  en gündelik ihtiyaçlar, zihnimde  pazar gününün o görece sakin huzuru varken, bir rafın başında o suretle burun buruna geldim: Hayatıma, hakikatime ve en temel varoluşsal doğrularıma  karşı "yalanı" bir zırh gibi kuşanmış, bir mahkeme tutanağında masumiyetimi kirletmeye yeltenmiş o figürle. Mahkemede aleyhime yalancı tanıklık etmiş o kişiyle. O an, marketin parlak ışıkları aniden soldu  ve kendimi, zemini ayağımın  altından kaymış, dibi görünmez bir çukurun içinde buluverdim. Bu, sadece talihsiz bir karşılaşma değildi; bu, bir insanın, sistemin en kirli ve en hantal dişlilerinden biriyle yaşadığı o sarsıcı, soğuk ve çıplak yüzleşmeydi. Bu karşılaşmanın zihinde yarattığı o keskin, kırmızı öfke, sadece o şahsa yönelik tekil bir kızgınlık değildi. O şahıs, aslında daha büyük, daha hantal ve daha acımasız bir mekanizm...

Fareli Köyün Kavalcısı'nın Sakladığı Kan Donduran Gerçek

Resim
  Masalların Karanlık Yüzü: Fareli Köyün Kavalcısı'nın Sakladığı Kan Donduran Gerçek Çocukluğumuzda hepimize anlatılan o meşhur masalı hatırlarsınız: Kasabayı istila eden fareleri sihirli kavalıyla nehre döküp boğan, ancak kasaba halkı vaat ettiği altını vermeyince bu kez aynı melodiyi çalarak kasabanın tüm çocuklarını peşine takıp dağa götüren o rengarenk giysili gizemli adam. Fareli Köyün Kavalcısı, yıllarca bana sözünde durmanın önemini anlatan, biraz ürkütücü ama sonuçta "sadece bir masal" olan bir metindi. Ta ki bu hikayenin Almanya'nın Hamelin kasabasında yaşanan ve tarihi kayıtlara geçmiş gerçek bir trajediye dayandığını öğrenene kadar. Bu gerçeği fark ettiğimde içimi kaplayan o rahatsız edici his, beni derin bir okuma ve araştırma sürecine itti. Masalın o masum perdesini araladıkça, altından tarihsel, ekonomik ve sosyolojik boyutuyla kan donduran bir insanlık dramı çıktı. Ve açıkçası, masalı yeniden okuduğumda bana gizlice fısıldadığı şey, zihnimde dehşet veri...

Büyük dil Modelleri ve Su Krizi

Resim
        Büyük dil modelleri üzerine yürütülen tartışmalar genellikle hız, doğruluk ve yaratıcılık ekseninde ilerliyor. Oysa bu teknolojinin ardında, çoğu zaman görünmez kılınan maddi bir altyapı yer almaktadır: veri merkezleri ve onların yoğun su tüketimi . Yapay zekâ sistemlerinin eğitimi ve çalıştırılması sırasında oluşan ısıyı dengelemek için kullanılan soğutma sistemleri , ciddi miktarda suya ihtiyaç duyar. Bu durum, dijitalleşmenin “temiz” ve “soyut” olduğu yönündeki yaygın algıyı sorgulamayı gerektirmektedir.     Güncel örnekler, tek bir büyük modelin eğitiminin yüz binlerce litre su tüketebildiğini göstermektedir. Bu su, çoğu zaman yerel ekosistemlerden çekilir ve özellikle kuraklık riski taşıyan bölgelerde ekolojik baskıyı artırır. Teknolojinin merkezsiz ve bulut temelli yapısı, bu tüketimi kullanıcıdan gizler; bir soru sormanın ardında yatan fiziksel maliyet çoğu zaman fark edilmemektedir.    Burada ortaya çıkan çelişki dikkat çekicidi...

Yapay Zekânın Sistemsel Çıkmazı

Resim
  Giriş:  Bu yazı , ekonomist Daron Acemoğlu'nun da konuşmacılar arasında bulunduğu bir etkinlik olan Yapay Zekayı Yeniden Tasarlamak ( Yapay Zekayı Yeniden Tasarlamak/ D. Acemoğlu/ 1.Basım :2022) adlı eserdeki tartışmaların eleştirel bir değerlendirmesidir. Yapay zekâ, teknolojik bir ilerleme illüzyonu içerisinde sunulsa da, bu analiz, teknolojinin tarafsız bir mühendislik başarısı değil, mevcut kapitalist üretim tarzının ve kâr maksimizasyonu odaklı kurumsal mantığın dijital bir uzantısı olduğunu savunmaktadır. Karşı karşıya olduğumuz bu "sistemsel çıkmaz", etik rehberler gibi yüzeysel çözümlerle aşılamaz; aksine, teknolojinin yönünü belirleyen yapısal güç asimetrileri ve yıkıcı dağılımsal etkiler üzerine radikal bir revizyon ihtiyacını ortaya koyar. Acemoğlu'nun kurumsal analizleri ışığında, inovasyonun insan yeteneğini artırmak yerine, ikame etmeye odaklanmasının ardındaki piyasa ve teşvik mekanizmaları bu yazıda eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur.. ...