Kelimelerin Sürgünü
Sokakların bittiği, kentin uğultusunun tebeşir tozları gibi havada asılı kaldığı o kırılma çizgisinde duruyordu. Cebinde, gün boyu karşılaştığı nesnelere, hislere ve çürümeye verdiği isimler vardı. Küçük, kâğıt kırpıntılarına yazılmış tek kelimelik sözlükler... İsim koymak, varlığa bir mühür basmaktı; fakat dünya bu mühürleri kolayca kabul etmiyordu. İnsanlar aynı dili konuşmak için aynı yaraya sahip olmak isterdi. Kentin alt mahallelerinde, harçsız tuğlaların ve paslı çatıların arasında başka bir dil dövülüyordu. Orada kelimeler sivriydi, birer yontulmuş kemik ya da bilenmiş demir parçası gibi ağızdan ağza fırlatılıyordu. O kelimeleri bir kere duydunuz mu, ağzınızda tatlı ve kekremsi bir bonbon şekeri gibi çevirip dururdunuz. Barbarca bir gurur, kurallara meydan okuyan yırtıcı bir neşe taşıyorlardı. Çünkü o sokaklardaki kalabalıklar aynı hedefe öfkeleniyor, aynı dışlanmışlığın etrafında bir ritüel gibi birleşiyordu. Sivri kelimeler, o kolektif öfkenin ortak sığınağıydı. Oys...