Yalnızlığın Ekonomi Politiği
Kader Değil, Tarihsel Bir İnşa Yalnızlık çoğu zaman insanın içine doğduğu, kaçınılmaz ve değişmez bir yazgı gibi düşünülür. Doğarız, büyürüz, kalabalıklara karışırız, severiz, kaybederiz ve en sonunda kendi içimizin sessiz, loş odasında yapayalnız kalırız. Bu anlatıda elbette ki ontolojik bir hakikat payı vardır; insanın kendine ait, başkasına bütünüyle devredilemeyen, paylaşılamaz bir iç alanı daima bulunur. Fakat yalnızlığı yalnızca bu varoluşsal ve melankolik çerçeveye hapsetmek, onun toplumsal, ekonomik ve sınıfsal olarak nasıl üretildiğini görmemizi engeller. Çünkü herkes aynı biçimde, aynı şartlar altında yalnız değildir. Yalnızlık, sınıflar arasında eşit dağılmış homojen bir kader değil; üretim ilişkileri, mülkiyet düzeni, emek rejimi ve toplumsal dayanışma biçimleri tarafından anbean şekillendirilen tarihsel bir deneyimdir. İdeolojik Bir Perde Olarak "Evrensel Yalnızlık" Yalnızlığın evrensel ve mutlak bir insanlık hali gibi sunulması, çoğu zaman mevcut sistemin kusu...