Kayıtlar

göçmen politikaları etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Trump üslubunun şifreleri

Resim
    Trump Döneminin Amerikan Siyasetine Etkisi: Geçici Bir Sapma mı, Kalıcı Bir Değişim mi? ​Amerikan siyasetinin, özellikle de Donald Trump ’ın yükselişiyle birlikte, agresif ve kışkırtıcı bir dilin etkisi altına girdiği açıkça görülüyor. Bu durum, geleneksel diplomatik üslubu ve nezaket kurallarını bir kenara bırakarak yerini tehdit ve meydan okuma dolu bir retoriğe bırakmış durumda. Peki, bu sadece Trump’ın kişiliğinden kaynaklanan istisnai ve geçici bir sapma mı, yoksa Amerikan siyasetinde köklü bir paradigma değişiminin işareti mi? Bu soruya yanıt ararken, hem Trump’ın bireysel tarzını hem de daha geniş tarihsel ve jeopolitik bağlamı göz önünde bulundurmak büyük önem taşıyor. ​ Trump'ın Yükselişi: Tarihsel Koşulların Ürünü ​Trump’ın 2016'daki zaferi ve sonrasında popülerleşen agresif üslubu, yalnızca kişisel özelliklerine indirgenemeyecek kadar derin bir mesele. Bu durum, bir zihniyetin uygun tarihsel koşulları yakalamasının bir sonucu olarak yorumlanabilir. 2008 fina...

Nüfusu değil, sistemi dönüştürelim!

Resim
  GİRİŞ Nüfusun Kutsal Emri: Kadın Bedenine Yönelik Yeni Baskı Biçimleri Nüfus, tarih boyunca yalnızca demografik bir veri kümesi değil; aynı zamanda egemen aklın gücünü test ettiği, bedenleri hizaya soktuğu ve geleceği kontrol altına alma arzusunu meşrulaştırdığı bir alandır. Her toplum kendi gelecek tahayyülünü, o geleceğe kaç kişiyle varılacağını planlayarak inşa eder. Ancak bu planlama, çoğu zaman “kaç kişi” sorusunun ötesine geçip, “kim doğurmalı”, “ne zaman doğurmalı” ve “neden doğurmalı” sorularına dönüşür. İşte bu noktada, nüfus politikaları artık bir teknik alan olmaktan çıkar; kadın bedenini hedef alan politik bir müdahale biçimine evrilir. Günümüzde Japonya’dan Almanya’ya, Türkiye’den Macaristan’a kadar birçok ülke, doğurganlık oranlarındaki düşüşü gerekçe göstererek doğumları teşvik eden yeni stratejiler geliştiriyor. Aile politikaları, vergi indirimleri, çocuk bakım destekleri ve doğum izinleri gibi uygulamalarla süslenen bu stratejilerin görünüşteki amacı "toplumu ge...

Suriye’nin Kuzeyindeki Çatışmalar: İdlib, HTŞ ve Emperyalist Stratejiler

Resim
  Suriye’nin kuzeyindeki İdlib vilayeti, bir zamanlar bölgesel bir kriz olarak görülen çatışmaların artık küresel bir hesaplaşmanın merkezine dönüştüğü bir bölge haline geldi. Bu topraklar, sadece yerel bir mücadele alanı değil, aynı zamanda küresel güçlerin satranç tahtasında bir piyon gibi kullanılan vekil grupların sahnesi. Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ), bu satrançta hem yerel hem de uluslararası çıkarların kesişim noktası haline geldi. HTŞ’nin İdlib’deki sıkışmışlığı, yalnızca bir örgütün taktiksel sorunlarından ibaret değil. Aynı zamanda Suriye’nin geleceğini ve Ortadoğu’daki güç dengelerini etkileyen derin bir sorunlar ağının parçası. Türkiye, ABD, İsrail ve Rusya gibi aktörlerin, HTŞ ve çevresindeki güçler üzerinden geliştirdiği politikalar, sadece savaşın süresini uzatmakla kalmıyor, aynı zamanda bölge halklarını da derin bir belirsizliğe sürüklüyor. İdlib’de HTŞ ve Büyük Güçlerin Çıkarları HTŞ’nin İdlib’deki sıkışmışlığı, bir yandan örgütün radikal köktendinci ideolojisinin bö...

Trump, Korumacılık ve Göçmenler Üzerinden Bir Analiz

Resim
  Kapitalizm, tarih boyunca krizlerle yoğrulmuş ve bu krizleri aşarken insani bir kimliğin temsilcisi olduğu iddiasını taşıyan maskeler takmayı başarmış bir sistemdir. Ancak bu maskelerin ardında, sermayenin sömürü mekanizması, insan emeğini ve toplumsal dayanışmayı zayıflatma eğilimini sürdürmüştür. Karl Marx’ın da dediği gibi, “Sermaye, kan ve pislikle kaplı her gözenekten damlayarak doğar ve gelişir” (Marx, Das Kapital). İşte bu sömürü düzeni, tarihsel olarak sosyalizmin baskısıyla törpülenmiş, ama bugün yeniden tüm çıplaklığıyla karşımıza çıkacak şekilde cilasının aşınıp sıvalarının döküldüğü yeni bir evreye girmiştir. Sosyal ve Demokratik İyileştirmeler: Sosyalizmle Gelen Bir Armağan Kapitalist ulus devletlerin 20. yüzyılın ortalarında gerçekleştirdiği sosyal ve demokratik iyileştirmeler, kendi iç dinamiklerinden daha çok, sosyalizme karşı yürütülen ideolojik ve ekonomik bir mücadeleden kaynaklanıyordu. Eric Hobsbawm’ın dediği gibi, “20. yüzyıldaki en önemli gelişme, sosyal...