Sudan: Küresel İkiyüzlülüğün ve Silah Tüccarlarının Kanlı Sahnesi
Göz Ardı Edilen Bir Soykırımın Anatomisi
Sudan, dünyanın gözleri önünde tarihin en korkunç insani felaketlerinden birine sahne oluyor. Ölü sayısının 150 bini, yerinden edilen insan sayısının ise 12 milyonu aştığı bu kanlı savaşta, yaklaşık 25 milyon insan açlık tehlikesiyle burun buruna yaşıyor. Bu tablo, basit bir iç çatışmanın çok ötesindedir. Sudan'da yaşananlar, küresel güçlerin ve vicdansız silah tüccarlarının çıkarları doğrultusunda körüklenen, soykırım düzeyinde katliamların yaşandığı acımasız bir vekalet savaşıdır. Bu vahşet, uluslararası toplumun sessizliğinden değil, bizzat kilit aktörlerinin stratejik onayı ve kârlı suç ortaklığından beslenmektedir.
1. Savaşın Ağır Bilançosu: Faşir'de Yankılanan Çığlıklar
Savaşın insani maliyeti, özellikle Darfur bölgesinin kilit şehri Faşir'de dayanılmaz boyutlara ulaşmıştır. İşlenen vahşet, modern çağın en karanlık sayfalarından birini oluşturmaktadır.
İnsani Krizin Boyutları
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Faşir'i "yetersiz beslenme, hastalık ve şiddetin her gün can kaybına mal olduğu bir merkez" olarak tanımlıyor. Şehirde 130 bini çocuk olmak üzere 250 bin sivil, aylardır insani yardımlardan mahrum bırakılmış durumda. Uluslararası yardım örgütleri, gıda ve ilacın engellenmesini kınayarak, açlığın acımasız bir "savaş silahı olarak kullanıldığını" rapor ediyor.
İşlenen Savaş Suçları
Vahşetin boyutları, uydu görüntüleri ve uluslararası raporlarla belgelenmektedir. Yale Üniversitesi İnsani Yardım Araştırma Laboratuvarı, "toplu halde infaz edilen ceset yığınlarına" ilişkin uydu görüntülerini kamuoyuyla paylaşırken, BM de bölgede "yargısız infazlar" yapıldığına dair güvenilir bilgiler aldığını doğrulamıştır. Paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK), özellikle Darfur'da Fur, Zaghawa ve Masalit gibi Arap olmayan etnik grupları sistematik olarak hedef alarak "soykırım" ve "etnik temizlik" suçu işlediği, artık uluslararası alanda kabul gören bir gerçektir.
2. Ölüm Tacirleri: Savaşı Alevlendiren Silah Akışı
Sudan'daki çatışma, dışarıdan pompalanan silahlarla her geçen gün daha da ölümcül bir hal alıyor. Bu kanlı ticaretin merkezinde ise hem Batılı hem de bölgesel güçler ve onların savunma şirketleri bulunuyor.
Dengeyi Değiştiren İHA'lar
Türkiye merkezli Baykar şirketi, son dönemde Sudan Ordusu'na en az 120 milyon dolar değerinde silah sattı. Bu satışın en kritik parçasını ise Baykar'ın imzasını taşıyan TB2 model insansız hava araçları (İHA) oluşturuyor. Bu İHA'lar, ordunun son aylardaki askeri ilerlemesinde kilit bir rol oynayarak savaşın seyrini önemli ölçüde değiştirdi.
BAE Üzerinden Soykırıma Giden Silahlar
Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan bir rapor, skandalın bir başka boyutunu gözler önüne seriyor. Birleşik Krallık'ta üretilen ve zırhlı araçlarda kullanılan Cummins motorları gibi askeri teçhizatın, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) üzerinden, soykırım yapmakla suçlanan HDK milislerinin eline geçtiği belgelendi. Daha da vahimi, Birleşik Krallık hükümetinin, bu ekipmanların daha önce Libya ve Yemen gibi çatışma bölgelerinde kullanılarak BM silah ambargolarını ihlal ettiğini bilmesine rağmen, BAE'ye "sınırsız ihracat izni" vermiş olmasıdır. Bu, Londra'nın katliamlardaki ihmalini değil, bilinçli suç ortaklığını ortaya koymaktadır.
3. Suç Ortaklığı Ağı: Küresel Güçlerin Kirli Rolü
Bu silah akışı, tesadüfi veya kontrolsüz değildir. Aksine, her biri kendi çıkarlarını gözeten ve Sudan halkının kanı üzerinde pazarlık yapan küresel ve bölgesel güçlerin oluşturduğu karmaşık bir suç ortaklığı ağının bilinçli bir ürünüdür.
Türkiye'nin İkili Oyunu
Türkiye, bir yandan kamuoyunda Sudan için "arabulucu" rolüne soyunurken, diğer yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın damadının ortak olduğu Baykar firması aracılığıyla Sudan ordusuna İHA satışı yapıyor. Bu İHA'ların savaşta ne kadar kritik olduğu, HDK liderinin kardeşi ve silah tedarikinden sorumlu Algoney Hamdan Dagalo Musa'nın paniğe kapılmış tepkisiyle ortaya çıktı. Bir aracıya "neredeyse ağlamak üzere" yalvaran Musa, sevkiyatın durdurulmasını istemiş ve İHA'lar için ordunun ödediğinin iki katını ödemeyi teklif ederek "bittik biz" itirafında bulunmuştur.
Bu ikiyüzlülük, Arca Defense isimli, aynı zamanda Pentagon'a mühimmat tedarik eden bir başka Türk savunma şirketinin, HDK'li Musa ile doğrudan silah satışı pazarlığı yapmasıyla daha da derinleşiyor. Kayıtlar, Arca yöneticisinin HDK'den silah alımını görüştüğünü, Musa'nın ise ele geçirdikleri mühimmat üzerinden "büyük satışlar" yapabileceklerini söylediğini belgeliyor. Bu durum, Türkiye merkezli aktörlerin çatışmanın her iki tarafıyla da kârlı bir ölüm ticareti yürüttüğünü gösteriyor.
BAE ve Batılı Müttefikleri
Birleşik Arap Emirlikleri, HDK milislerinin en önde gelen uluslararası destekçisi konumunda. Öyle ki, Sudan ordusu BAE'yi Uluslararası Adalet Divanı'nda "soykırıma suç ortaklığı" yapmakla resmen suçladı. ABD ve İngiltere gibi Batılı güçler ise BAE'ye sattıkları sofistike silahların ve askeri teçhizatın HDK'nin eline ulaştığını bilmelerine rağmen bu duruma göz yumuyor. Batı'nın, BAE'nin suçlarına karşı bu stratejik körlüğü, Türkiye'nin ikili oyununun bir başka versiyonudur ve Gazze'deki rollerinin bir benzerini Sudan'da sergilediklerini kanıtlamaktadır.
Rusya ve İran'ın Varlığı
Vekalet savaşı sadece Batı ve Körfez ülkeleriyle sınırlı değil. İran'ın da Sudan ordusuna gizlice İHA sağladığı, Rusya'nın ise stratejik Port Sudan'da bir deniz üssü kurmak için anlaşma yaptığı biliniyor. Bu gelişmeler, Sudan'ın nasıl çok kutuplu bir güç mücadelesinin kanlı sahnesine dönüştürüldüğünü kanıtlıyor.
4. Savaşın Gerçek Sebebi: Altın, Limanlar ve Stratejik Yağma
Bu acımasız savaşın ardında yatan temel motivasyon, Sudan'ın zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ele geçirme hırsıdır. Ülkenin egemenliği, silah ve stratejik imtiyazlar karşılığında parça parça pazarlanmaktadır.
Kanlı Altın
BM uzmanlarının raporlarına göre, çatışmanın birincil finansman kaynağı altın madenciliğidir. HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalo (Hemedti), Darfur'daki son derece kârlı altın madenlerini kontrol altında tutuyor ve buradan elde ettiği geliri savaş makinesini beslemek için kullanıyor. Sudan toprağından çıkan her gram altın, sivil halkın kanıyla lekeleniyor.
Pazarlık Masasındaki Limanlar
Kaynakların nasıl pazarlandığının en çarpıcı örneklerinden biri, liman anlaşmalarıdır. Sudan yönetiminin, Baykar'dan aldığı İHA desteği karşılığında Kızıldeniz kıyısındaki stratejik Ebu Amama limanının işletmesini Türk şirketlerine vermeyi dayattığı ve şu tehditte bulunduğu belgelenmiştir: "Aksi takdirde, liman Ruslara verilecektir." Bu durum, ülkenin en değerli varlıklarının, savaşı sürdürmek için nasıl birer stratejik şantaj unsuru haline getirildiğini acı bir şekilde ortaya koymaktadır.
Sonuç: Sessizliğiniz Onları Öldürüyor
Sudan'da yaşananlar, basit bir iç savaş değil, uluslararası toplumun gözleri önünde işlenen ve küresel güçlerin kâr hırsıyla beslenen modern bir soykırımdır. Bu vahşete seyirci kalmak, suça ortak olmaktır. BM İnsan Hakları Konseyi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi, faillerin ortaya çıkarılması için derhal ve kararlılıkla harekete geçmelidir. Sudan halkına silah satan, lojistik destek sağlayan veya bu organize kötülüğe göz yuman tüm devletler ve şirketler, işlenen her katliamdan, tecavüzden ve etnik temizlik suçundan doğrudan sorumludur. Tarih, bu kanlı ikiyüzlülüğü ve ölümcül sessizliği asla affetmeyecektir.



Yorumlar