Fikir Mezarlığı ve Zombilerin Dönüşümü
Geleceğe bakarken gözlerimiz daima parıldayan, harcı kurummuş, çatıları yükselmiş o bitmiş eserlerin büyüsüne kapılır. Oysa arkamızda bıraktığımız o devasa "fikir mezarlığı" ile yüzleşmek, parıldayan hülyalar kurmaktan çok daha büyük bir cesaret ister.
Geçmişte yarıda kalmış, fırtınada terk edilmiş ya da henüz doğmadan toprağa düşmüş projeler insanı tam da bu yüzden ürkütür. Onları mezarlarından söküp tekrar masaya yatırmak; yalnızca yeni bir emek talebi değil, en başta nerede çuvalladığımızı, nerede pes ettiğimizi kendi yüzümüze itiraf etme soyunmasıdır. Yarım kalmış bir hayali diriltmeye çalışırken onun bir "zombiye" dönüşmesinden—ruhunu kaybetmiş, sırf takıntı yüzünden sürüklenen işlevsiz bir yük olarak sırtımıza binmesinden—korkarız.
Oysa mazi bir başarısızlıklar anıtı yahut ürkütücü bir hortlaklar mahzeni değildir. Geçmişi dönüştürmekten ve diriltmekten korkmadığımız an, o çürümeye terk edilmiş çöplük, bir felaket sergisi olmaktan çıkar; geleceğin Mimarisi için en kıymetli hammadde deposuna dönüşür.
Dün kırılan bir ilmek, bugün atılacak daha sağlam bir düğümün öğretmenidir. Zombilerden korkmayı bıraktığımız, o ürkütücü mezarlığa bir hammadde madeni gibi girmeyi göze aldığımız an; zamanın okuna dokunduğumuz ve o kilimi gerçekten, sabırla dokumaya başladığımız andır.
Sonuç olarak;
Mimar olmak, sadece sıfırdan taş döşemek değildir. Gerçek ustalık, kendi molozundan ve kendi terk ettiği taslaklarından yepyeni bir tapınak çatma yürekliliğidir.


Yorumlar